KUŞAKLARIN KAÇINILMAZ KARŞILANMA SEREMONİSİ

Benim de üyesi olduğum Y Kuşağı Kulübü’ne teknik olarak giriş yapmak çok kolay: Eğer 1980 ila 1999 yılları içerisinde doğduysanız, bingo! Bedava giriş kartınız isteseniz de istemeseniz de cebinizde. Kafa yapısı, tutum ve yaklaşım olarak Y kuşağına ait olmasanız bile, doğduğunuz yıl gereği, siz bir Y kuşağısınız ve bu kuşağa ait olmanın size sunacağı her türlü imkândan yararlanmaya, ay pardon, etiketleme ve genellemeye hazır olmalısınız. Muhtemelen çoktan duymuş olduğunuz o muhteşem etiketlemelerden yalnızca mini minnacık bir kısmını sizinle paylaşayım: “Sorumsuz, bencil, güvenilmez, tembel, sadakat duygusu yok, şımarık, kaprisli, odak sorunları var, çok şey istiyorlar ama katkıları çok az…” Bu liste oldukça uzun, hepsini yazıp Y’lerin canını sıkmak istemiyorum. Ancak hem Türkiye’de hem de dünya genelinde yapılan araştırmalar sonucu Y kuşağına dair algı bu yönde ne yazık ki! Çok da üzülmeyelim, güzel sonuçlar da var 🙂 Mesela iyimser olmak gibi. Bunun yanı sıra, yaratıcı, cesaretli ve çok yönlü olmak, teknoloji merakı ve takım çalışmasına yatkınlığı söyleyebilirim. Neyse, niyetim araştırma firmalarının sonuçlarına göre oluşmuş olumlu veya olumsuz algıyı aktarmak değil zaten. Peki o zaman niyetim ne?

Gerçek niyetime geçmeden bir de dünya basınına göz atalım istiyorum:

New York Times – “The now generation has become the me generation!” – “Şimdinin kuşağı ‘BEN’ kuşağına dönüştü.”

Time Magazine – “They have trouble making decisions. They would rather hike in the Himalayas than climb the corporate ladder. They crave entertainment, but their attention span is short as one zap of a TV dial.” – “Karar vermekte zorlanıyorlar. Şirket hayatının merdivenlerine tırmanmak yerine Himalayalar’da yürüyüş yapmayı tercih ederler. Eğlence için can atıyorlar ancak dikkatleri TV’de kanal değiştirmek kadar kısa.”

Time – “The me me me generation. They are lazy, entitiled narcissists who still live with their parents.” – “BEN BEN BEN kuşağı. Tembeller, hala ailelerinin yanında yaşayan narsistler olarak adlandırılıyorlar.”

Oldukça iç karartıcı ve acımasızca değil mi? Peki ya size sonuncu hariç, diğerlerinin zamanında başka kuşaklar için yazıldığını söylesem…

Sırasıyla aktardıklarım; New York Times’ın 1976’da Baby boomer hakkındaki yorumu,

Time Magazine’nin 1990’da X kuşağı için yorumu

ve New York Post’un 2010’daki Y kuşağı hakkındaki yorumuydu.

İşte asıl aktarmak istediğim durum, tam da bu noktada bize göz kırpıyor: Görünen o ki sorun Y kuşağına özel değil; her gelen kuşak, farklılıklarından dolayı yadırganıyor ve benzer tepkilerle karşılaşıyor.

Korkulacak bir şey yok aslında, bu durum yüzyıllar önce de aynıymış. İskender’in hocası Aristo bile MÖ 350 yılında gençlerden yaka silkmiş: “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini kızdırıyorlar.” MÖ 800’lerde de durum pek farklı değilmiş. Hesiod gençlerin saygısızlıklarından, kuralları boşlamalarından, duyarsızlıklarından ve sabırsız olmalarından şikâyet etmiş. Yani, eski tas eski hamam, çağlar geçmiş, kuşaklar değişmiş ama yeni gelen gençlere, yeni kuşaklara, yaklaşım ne Türkiye’de ne de dünyanın başka yerlerinde pek değişmemiş. Her yerde olduğu gibi, farklı olan tüm dikkatleri üzerine çekmiş ve insanın yapısı gereği, anlamaya çalışılmadan doğrudan eleştirilmiş.

Kuşak dediğimiz nedir ki? Belli bir tarih aralığında doğmuş ve o tarih aralığının önemli olaylarından etkilenen nesil, insan topluluğu. Aslında kuşakları tanımlarken kullanılan genellemeler, onları anlayıp iletişimimizi kuvvetlendirmek adına bizlere ışık tutması için yapılıyor. Amma velakin her kuşak geçişinde bir önceki kuşak bir sonraki kuşağı farklılıklarından dolayı oldukça gaddarca etiketleyip, eleştiriyor. Altını çizerek belirtmek isterim ki insanın doğası gereği aynı şekilde tekrar eden bu süreçte haklı veya haksız olan bir taraf yok. Herkes kendi penceresinden bakıyor. İhtiyacımız olan yalnızca kendi penceremizden bakarken, diğer pencerenin manzarasını da hayalimizde canlandırıp dikkate alabilmek.

Evet, belli bir aralıkta doğan insan topluluğuna, onların maruz kaldığı iyi ve kötü toplumsal olayları da göz önünde bulundurarak belli karakteristik özellikler atayabiliriz; bunların içinde iyi ve kötü özellikler olabilir. Ama en nihayetinde, o topluluğu birbirinden bağımsız, her biri kendi şahsına münhasır farklı bireylerin oluşturduğunu unutmamalıyız. Kuşakların genel özelliklerini, onların içine doğduğu dönemin onlara olan etkilerini anlamada yardımcı kaynak olarak kullanabiliriz ya da bu veriler, bizlere bir nebze de olsa onları anlayabilmemiz için ışık tutabilir. Ancak özünde, karşımızdakini genellemeleri bir kenara koyup, bir birey olarak anlamaya çalışmadığımız sürece pusulamız şaşabilir.

Özetle, yalnız değiliz Y kuşağı, bizden önce gelmiş tüm kuşaklar kadar ya da bizden sonra gelecek olan tüm kuşaklar kadar …’yız. O üç noktayı istediğiniz etiketleme ile doldurmakta özgürsünüz. Ne de olsa tarihe kuşaklar adına atılmış tüm notlarda, hepsi BEN Kuşağı olmakla ithaf edilmiş ve hepsine benzer eleştirilerde bulunulmuş. Başka bir deyişle daha önce farklılıklarından dolayı onlar topun ağzındaymış, şimdi ise sıra bizde.  Ama topun ağzından sırayı Z kuşağına savmadan da inebiliriz. Tüm kuşaklar birbirlerine yaklaşırken, yapılan araştırmaları ön yargılara dönüşen vurucu silahlar olarak kullanmak yerine, pusula olarak ele alıp, niyetlerini de anlamak, anlaşılmak ve uzlaşmak üzerine odakladıklarında uyum ve harmoni kaçınılmaz olacaktır.

Kuşaklar hakkında söylenecek çok şey var. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Sevgilerimle.

PREV

Farkındalık Çalışır ve Çok İşe Yarar

NEXT

TEKNOLOJİNİN STRESLİ ÇOCUKLARI: Y KUŞAĞI

WRITTEN BY:

Okumayı da yazmayı da oldum olası çok sevdim. Bu ayrılmaz ikili, beni ben yapan vazgeçilmez sığınaklarımdır benim. Yazdıkça sakinledim, yazdıkça coştum, yazdıkça çoğaldım, yazdıkça anlam buldum. Tıpkı okurken olduğu gibi.

LEAVE A COMMENT